tabii ilk elden yaptığım -derinlere inmeyi ya da azıcık olsun araştırmayı göze alamayıp- okan tekman'ın pdf dosyalarının properties kısmından baktığım font isimlerini google'da sonlarına 'download' koyarak aramak oldu. en başta inanılmaz bir yıkıma uğradım. zira şimdiye kadar yaptığım bütün font aramalarında '~download' ibaresi ilk sayfayı fazlasıyla verimli gözüken sonuçlar ile doldururken bu sefer elimde bomboş bir şeyle kalakalmıştım. sevgili vikipedi 'tex' adında bir şeyden bahsediyordu fakat benim bundan haberim bile yoktu azizim. muhteşem ve gerçekten takdir edilesi biçimde tex denen olayı görmezden gelip bu kez arama işlemimi yazı tipi adı ve 'download' ibaresi arasına 'truetype' yazarak gerçekleştirdim. neden mi? çünkü benim bugüne kadar şahitlik ettiğim çeşit çeşit fontların tamamı ya truetype'tı, ya da opentype. bu kez önceki kadar şanssız değildim, bir sitenin bir directory'sine hapsolmuş sıralı birçok *.ttf dosyasıyla karşılaştım, bazılarını çektim ve heyecanla word'de denedim. fakat o da ne? bu fontların benim okan tekman'ın pdf dosyalarında şahit olduklarımla ilgisi yok yahu! hayır, karakterlerin curve'leri aynı olabilir, ya da buna benzer yakınlıklar olabilirdi, vardı da, ama yine de aradığımın bundan çok daha başka bir şey olduğunun az buçuk farkına vardım o an. peki sonra ne yaptım? dedim ya, sınırlılık başa beladır, o fontun truetype olması gerektiğine o kadar inandırmıştım ki kendimi, kendisinden ders aldığım bir dönem boyunca bile yapmadığım halde yardım almak için pek sevgili okan tekman'a mail attım. yüzsüzmüş gibi 'ben bu fontu windows'ta nasıl kullanırım hocam?' dedim. kuvvetle muhtemel macintosh kullandığını bilmezmiş gibi -zira kendisi ders aldığım dönem süresince yolladığı final grade calculator'ları hep openoffice'te hazırlamıştı- ben ona bir windows yardakçısı olarak yalvardım. tam maili yolladım, rahat ettim artık öğreneceğim, içimde kalmayacak modundaydım ki içimdeki hafiften işe yarar gibi gözüken küçük mühendis biraz daha aramam gerektiğini teşvik etti. bu arada matlab ödevini bitirmiştim tabii, şimdi tek yapmam gereken ödevde eşit karakter genişliklerine sahip olan courier new fontuyla yazılmış kodlar haricinde geri kalan tüm texti o lanet olası font ile yazmaktı. bir yandan beş dakikada bir inbox'ımı kontrol edip sevgili tekman'dan mail gelmiş mi diye meraklanırken diğer yandan da aslında fontun adını ilk yazdığımda vikipedi abi'nin vermiş olduğu sayfa olan tex'in ilk cümlelerini okumaktaydım. işte ilk aydınlanmam o anda gerçekleşti. meğer bizim yazı yazmanın tek ama tek aracı olarak bildiğimiz sevgili kelime işlemcimiz word, aslında bomboşluğun en önde gideniymiş a dostlar. meğersem sevgili ama pek sevgili donald knuth zamanında öyle bir şey yapmış ki, otuz iki yıl sonra ankara'daki bir yurt odasında yaşayan bıyıklı ali adındaki bir çocuk bunları keşfetmek için kafaları yesin.
don knuth (solda) ve tex
işte böyle dostlarım, o andan sonra tex'in, latex'in, metafont'ların, text processor'ların ve tam da benim düşündüğüm şekilde kaligrafinin yalnızca eline kesik uçlu kalemi alıp iki afilli harf çiziktirmek olmadığını düşünen don knuth'ın dünyasına öyle bir daldım ki, manuel seçtiğim saçmasapan bir mirror üzerinden halen kurmayı beceremediğim bir programı bile indirme zahmetine katlandım. leslie lamport adında birini tanıdım, dedim ki, boş beleşlik benim kaderimmiş. kaderimmiş benim boş beleşlik. ben de o geniş zamanlı to-do-list'i hiç değilse ölene kadar yapmazsam tekman attığım mailden ötürü geçen dönem verip bitirdiğim iki dersimin notunu da bir aşağı çeksin, dedim. hah, böyle.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder