babaannem evinin önündeki küçük bahçede yetiştirdiği fidelerin bir kısmını yeni sebzeler yetiştirmek için kullanır, bir kısmını da her cumartesi bizim muhite çok yakın bir yerde kurulan pazarda satardı. ben de çocuk olmamın hakkını bir gün sonuna kadar verip fideleri satmaya gönüllü olmuş idim. gerizekalıyım ya.
neyse, ben fideleri üstün bir ticaret zekası göstererek satarken ve keyiflerden keyiflere koşup cebimde biriken bozuk paraları şangır şangır şangırdatırken kadının biri geldi. birkaç tane domates ve birkaç tane de biber fidesi aldı. tane hesabı üzerinden kıskıvrak bir çarpma işlemi yaptım ve kadının vermesi gereken parayı tak diye söyleyiverdim. kadın parayı verdi. tam ayrılacakken bana dedi ki,
-peşot var mı?
ben anlamadım. tekrar sordum. tekrar "peşot var mı peşot?" dedi. zihnimi bir yokladım, babaannemin bana söylediği fide çeşitleri arasında peşot adlı bir şey yoktu. "yok" dedim kadına. başını sallaya sallaya gitti. biraz sinirlenmiş gibi gözüktü. masumiyetimin yeni yeni bozulmaya başladığı o yıllarda kadının arkasından oldukça hafif küfürler ettim.
kadın gittikten sonra dedemin benim için iki çapraz çıtayı ve paralellerini alıp ortasından birer çıtayla daha birleştirip üzerine de çuval bezi gererek yaptığı küçük tabureye oturdum ve başımı fide tezgahının altına diktim. bir sandığın içinde birbirine sarılmış biçimde bir sürü mavi yarısaydam poşet duruyordu.
not: dedemin bana yaptığı tabureyi akıllarında canlandıramayanlar için: şunun tahtadan yapılmışını düşünün.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder